Suda sarıya ve yörende bana , içimizde başlayan ufacık bir yolculuk.
Ne olacaksa başlamak acaba varacağımız yer mi?
Ayağa kalkan ay , yolların dağıldığı sırtta , yorgunluk içinde…
Katırtırnakları bizle birlikte kaybolan bir zamansızlıkta.
Üzülmektense , öfkelenmeyi seçiyor,
Nesnelerin alttan alta , nasıl kuruduğuna bakıyoruz.
Özgürlüğün kıyısını çizen huzur , içiçe tutuyor ellerimizi.
Baş döndürücü bir ağırlık , düşmanca bir amansızlıkla , alınıyor beden…
Gürültünün üzerinde , ayın ateşi çıtırtılar çıkarıyor
Üzerindeyiz , büyük ölü toprağın , birer yabancı gibi.
Usanmadan aşka tapan yüreklerimiz , olmanın çölünde diri tutuluyor,
Sonsuza kadar , herşeye karşı diri tutuluyor.
Buradan bakıldığında yol , ufka yok olarak düşüyor gibi.
Aslında kararsızlık , aşılmış olmalıydı varlığımızla.
Aslında arzunun ölümsüzlüğü , çocukça bulunmalıydı aramızda.
Oysa , benliğin keyifsiz duvarını yok etmek , mümkün değil , yok olmadan.
Akşama doğru , yağmurun başlayacağı varmış ve yansısında çözülecekmiş sarı.
Gülmekte herşeyin belirlenmişliği.
Ve biz gelmeden , burada başlamış son ,
Sarı katırtırnaklarının , yeşil suda kaybolduğu bir zamansızlık.
Yol almak gerekir
Ayın çökerek açtığı yolda bulunmak
Bir şiir makinesi
Ayak parmakları dağılsa da
Titrer lir
Ve
Birbirine doğru nazlanarak atılan
Ve
Üstüste dolanarak yerinde kalan
Sevgili adımlar
Yerin sonsuzluğu
Bir zamanlar orada
Şimdi burada , alışılır şey değil yaşamak
Anlatmanın dışında bırakılan
Uzar güzelce…
Ana Sayfa
Şiir
Makaleler
Haberler
Fotoğraflar
Biyografi






